"Asla yeterince uzun yaşamayız!Öldüğümüz zaman bile hâlâ çok fazla yaşadığımızı söyleyemeyecek veya yazamayacak kadar cahiliz. İnsan her zaman çok az yaşar."
Tam olarak bilmediğimiz için inanırız ve ne olursa olsun imanı ayakta tutan da bu sürekli cehalettir. Gerçek o kadar korkunç olabilir ki, eğer bilinirse tüm inançları yok edebilir ve dünyayı büyük bir tmarhaneye çevirebilir. Bizi değerli kılan, bizi bu aptal kayıtsızlıkta ayakta tutan şey, mutlak bilginin imkânsızlığıdır ve böylece tüm yaşamımızı ondan ördüğümüz salt görünüșlerle yetinerek geçiririz.
Mutluluk o kadar sürükleyici ki, buna o kadar alışıyoruz ki elimizden kaçtğında, bizden çalındığında kendimizi eksik hissediyoruz, sanki vücudumuzun önemli bir parçası yok olmuş, ardında kapanmayan ve her zaman talihsizliğimizin irinini damıtan büyük ve can yakan bir yara bırakmış gibi hissediyoruz.