Yanlış kapıda durmak değil de o kapıyı kapatıp yanlıştan dönmek zordur. Yanlış sana kolay gelebilir ancak kadını erkeği fark etmeksizin yanlıştan uzak durmak yiğitlik namı'dır an gelir:
o kalbinin küt küt attığı keşkeler, acabalar, yerini;
ben doğru olanı yaptim'A bırakır.
Çünkü; Doğru menzile yanlış yoldan gidilemez.
Suk Şükran Demirhan
Toplumsal yozlaşma dediğimiz şey sadece kuralların bozulması değildir; bazen içten bir gülümsemenin, hoşgörülü bir yaklaşımın veya bir selam vermenin 'tehdit' olarak algılandığı bir soğukluktur. Çocuklarımızı korurken onları hayatın içindeki o kadim 'insani değerlerden' ve 'güvenden' mahrum bırakmıyor muyuz? Çocuklarımızı koruma içgüdüsü, bir süre sonra kültürel bir yabancılaşmaya dönüşüyor. Paylaşmanın, bir büyüğün takdirinin ve sokağın samimiyetinin yerini; şüphe, kaygı ve aşılmaz mesafeler alıyor. Bu durumda 'bizlik' bilinci hiç oluşmuyor, 'benlik' bilinci ise zamanla 'Herkes düşman, herkes kötü' algısını yaratıyor.
Daha dün, bir öğretmenimiz kendi öğrencisi tarafından hayattan koparıldı. Bu acı tablo bize gösteriyor ki; bizim sadece 'benlik' bilinciyle kendini koruyan değil, 'bizlik' bilinciyle topluma ait hisseden; saygıdan, sevgiden ve ahlaktan uzak olmayan çocuklara ihtiyacımız var. Çocukları öz değerlerinden, insanca olandan ve doğru olandan uzak yetiştirmemek lazım.
Eğitim sadece okul sıralarında değil; evde, ailevi bağlarda ve "dışarıdaki hayat" dediğimiz her yerdedir. Koruma içgüdüsü aşırıya kaçtığında çocuklarımız da cam fanuslarda büyür; oysa her şey çocukluktan başlar. Dış dünyadan kopuk bir yaşam, çocuğu koruduğu kadar öz değerlerinden, mahalle kültüründen ve insana inanma yetisinden de mahrum bırakır. Çocuğa ne verirseniz onu öğrenir. Onlara her şeyi "tehdit" olarak kodladığımızda, fark etmeden o çocuğun içindeki değer duygusunu yavaş yavaş öldürürüz. Elbette çocuklarımızı korumalıyız; bu hepimizin ortak sorumluluğu. Ancak koruma içgüdüsüyle onları topluma, insana ve "iyi" olana yabancı hale getirmeyelim.
Getirmeyelim ki; bugün her şeye şüpheyle ve olumsuzlukla yaklaşan o çocuklar, yıllar sonra birer suç makinesine dönüşmesinler.
Şükran Demirhan
Dil belası insanı uçuruma kadar sürükler...
Bir gönlü kırmaktan korkmayan dil, bin doğru söylese de hükümsüzdür...
Çünkü; doğru ifade edilemeyen üslup insanı saygısızlığa, onursuzluğa, nezaketsizliğe iter.
Çünkü; Kalpler, kelimelerin ne söylediğine değil, nasıl söylendiğine bakar.
Şükran Demirhan