Hepimiz geçmişimizin eseriyiz ama hiçbirimiz geçmişimizin esiri olmak zorunda değiliz.
Yaşadıklarımız, kırıldığımız yerler, sevindiğimiz anlar, kaybettiklerimiz ve bulduklarımız.Hepsi içimizde bir iz bırakır. Bizi biz yapan şey biraz da bu izlerin toplamıdır.Ama bazen insan geçmişiyle karıştırır kendini.Sanki bir zamanlar yaşanan her şey sonsuza kadar kaderimiz olacakmış gibi hisseder. Oysa gerçek şu ki; geçmiş bizi şekillendirir ama bizi hapsedemez.İnsan bazen bir söz duyar ve içinde bir kapı açılır. Sanki çok iyi bildiği bir gerçeği yıllardır unuttuğunu fark eder. Bu söz de bana tam olarak bunu hatırlattı: Geçmişim benim bir parçam olabilir ama zincirim olmak zorunda değil.Hatalar, pişmanlıklar, kırgınlıklar… Bunlar bir yük değil, birer öğretmendir aslında. Eğer istersek, onları sırtımızda taşımak yerine yolumuzu aydınlatan birer ışığa dönüştürebiliriz.Belki de büyümek tam olarak budur.Geçmişini inkâr etmeden, ama ona teslim de olmadan yürümeye devam edebilmek.Çünkü insan geçmişinin eseri olabilir,ama geleceğinin yazarı da yine kendisidir.