Şule

Ankara.. Bazen geniş sağrısını rüzgâra vermiş bir harp gemisi gibi, zaman ve hâdiselerin denizinde çevik ve kudretli yüzer, bazen bir iç kale, bütün ümitlerin kendisinde toplandığı son sığınak olur, bazen bir kartal yuvası gibi erişilmesi imkânsız yükselir. Şehrin tarihi bu çehreyi yalanlamaz. O bütün Orta Anadolu'ya bir iç kale vazifesini görmüş eteklerinde daima tarihin büyük düğümleri çözülüp bağlanmıştır. Etilerin, Frigyalıların, Lidyalıların, Roma ve Bizans'ın, Selçuk ve Osmanlı Türklerinin zamanlarında bu, hep böyle olmuştur. Roma kartalı şarka doğru uçuşu için bu kaleyi seçmiş, Bizans-Arap mücadelesinin en kanlı safhaları burada geçmiştir. Selçuk zamanında Bizans'ın Anadolu içinde son savleti 1197 yılında burada kırılmıştır. Kılıç Arslan'ın ve Melik Daniş-mend'in müşterek zaferi olan bu muharebeden sonra Bizans kartalı bir daha Anadolu'da uçamaz. Yıldırım, Timurlenk'le, yani talihinin zehirden acı yüzü ile yine Ankara'da karşılaşır. Kısacası Anadolu kıt'asının kaderinde az çok değişiklik yapan vak'aların çoğu onun etrafında gelişir. Bu hâdiselerin en mühimi şüphesiz en sonuncusu olan İstiklâl Savaşı'dır. Bu muharebe sadece Türk milletinin kendi hayat haklarını yeni baştan kazanmış olduğu harp değildir. Hakikatte 26 Ağustos sabahı Dumlupınar'da gürleyen toplar, iktisadî ve siyasî esaret altında yaşayan bütün şark milletleri için yeni bir devrin başladığını ilân ediyordu. Onun içindir ki bundan böyle her zincir kırılışının başında Ankara'nın adı geçecek ve her hürriyet mücadelesi, Sakarya'da, İnönü'nde, Afyon'da, Kütahya ve Bursa yollarında ölenlerin ruhuna kendiliğinde ithaf edilmiş bir dua olacaktır.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir ikindi vakti Galata kulesini arkana almış, Köprüde, Yenicami’ye doğru yürürken yanından geçenler, bir bakışta, yeryüzünde henüz gerçek bilgisini taşıyanların tükenmediğini anlasınlar.İnsan beş yüz yıl önce İstanbul’da bin yıl önce Bağdat’ta, bin üçyüz yıl önce Mekke’de, bin dokuz yıl önce Kudüs’te, üç bin yıl önce Mısır’da, dört bin yıl önceBabil’de üstün insanın bulunduğunu bilir de, kendi gününde yaşayacağına inanmaz.
kimilerinde müslümanlık bir folklor, kimilerinde sararmış bir vesika, hatta kimilerinde utanç da olsa, bu kutsal mirasın taşıyıcıları yine de onlardır. müslüman, islam’ı öyle sağ ve diri, canlı yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin.
Puan vermedi·207 syf.·
2020 35. kitabı
Spoiler icerir.. Bir solukta okuduğum bu eser , aradığım şeyi Şehbenderzade FilibeliAhmet Hilmi efendi bulmuş muydu dedirtti.. Kitap Raci ‘nin bu hayatı; dünyaya neden geldiğimizi ne olacağımızı anlamadan terk etmeyi istememesine niyetlenmesıyle baslıyor. “İnsanın tasavvufi olgunlaşma hikayesini çok katmanlı edebi bir biçimde anlatırken okuru hayali ve hakiki yolculuklara cıkarıyor” Bunun için tasavvuf yoluna gidiyor, kahvenin tadı ve kokusuyla ve Aynalı dedenin ney sesiyle , alemleri dolasıyor, filozoflarla Buda ileZerdüşt , Hürmüz ve Ehrimenle karsılasıyor, bizzat kendisi Raci olarak onların hikayelerine dahil oluyor. Bu tür alanlarda fikri olan biri olarak diyebilirim ki hikayelerde anlatılan her sembolün bir anlamı var ve hikayelerin altı dolu. Raci her hale ve kılığa giriyor. Yedi yılda bir gelip yedi kere aynı soruyu soran ardından sorusuna cevap verilmediğinde bekar gençlerin kurban edılerek ejderhadan kurtulabildikleri bir zamanda , kendini feda eden sorunun cevabını fantastik bir hikayeyle bulmaya adayan bir prens olarak karsımıza cıkıyor Raci.. Kah beyaz ifritin sarı şeytanı oluyor, kah anka kuşu ile marsa uçuyor bunu yaparken gözlerine birsey sürüyor ve marslıları goruyor, bizim dünyamıza ne kadar da benziyor ademleri de öyle diyor , bunlar daha küçük ve fazla azalı deyince Simurg(anka) :”Bunda şaşılacak ne var?İnsan yaratılmışların en güzelidir”diyor.. Velhasıl bu müthiş kitap , bana tam zamanında geldiği için mi bilmiyorum ama beni son derece etkiledi, kullandığı bu güçlü kurguyu ne bir kitapta ne de filmde gördüm. Muazzam bir eser...
A'mâk-ı HayalFilibeli Ahmed Hilmi · Turkuvaz Kitap · 201922,3bin okunma