Zülfü Livaneli’nin Balıkçı ve Oğlu, denizin kıyısında yaşanan bir göç dramını balıkçı Mustafa ve ailesi üzerinden anlatıyor. Denizin kimi zaman ekmek, kimi zaman bir duygunun taşıyıcısı, kimi zaman da ölüm anlamına geldiğini çarpıcı bir şekilde hissettiriyor…
Denizin kıyısında başlayan ve denizin ortasında derinleşen hikâye, aslında hepimizin bir şekilde tanık olduğu ama çoğu zaman görmezden geldiğimiz bir yaraya işaret ediyor…
Fakat benim açımdan kitap tam anlamıyla tatmin edici olmadı diyebilirim. Konu çok güçlü, çok sarsıcı bir potansiyele sahip olmasına rağmen, işlenişinde biraz yüzeysellik hissettim. Karakterlerin iç dünyaları ve psikolojik derinlikleri daha fazla işlenebilseydi, anlatılan dram benim kalbime daha yoğun bir şekilde dokunabilirdi.. Sanki roman, yer yer bir hikâye taslağı gibi kalmış ve daha fazlasını beklerken bir anda bitmiş hissi uyandırdı bende..
Yine de Balıkçı ve Oğlu, bize görmezden geldiğimiz acıların gerçek olduğunu hatırlatan değerli bir eser..
#livaneli
#balıkçıveoğlu
Değerli okurlar, bir kitap yazdığınızı düşünün. Kitabınızın son cümlesine ne yazardınız?
Benim şöyle olurdu:
Ve en sonunda anladım ki insanın gerçek yolculuğu bir yere varmak değil, kendine rağmen bile olsa kendini bulabilmekti.
Peki sizin cümleniz ne olurdu, yorumlarda buluşalım. 🙏🏻
Demin Farsça bi şarkı dinliyorum tevafuk bı adam aklımdan geçti buraya girdim siz paylaşmışsınız . lisede çok dinlerdim ama sonra şems suresini şarkı gibi okuduğu bir parça bar ona denk geldikten sonra bir daha dinlememeye karar verdim.