Her insan şu ya da bu şekilde dünyayı okumalıydı. Kur’an’ın kendisi peygamberin dünyayı nasıl okuduğuna bir örnektir ve onun ardından giden herkes, dünyayı onun gibi okuyup şehadetleri yazmalı ve bunları başkalarına aktarmalıydı. Dünyaya şahit olmanın yolu ise maceranın kendisinden başka bir şey değildir. Yaşanılanlar, görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun macera insan olduğu için büyük bir nimettir. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu dünyanın şahidi olmaktır .
Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmektir. Acı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, o yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. Dünyaya olan kayıtsızlıkları bazen o kerteye varıyordu ki, kendilerini altın ve gümüşten, zevk ve sefadan, lezzet ve şehvetten bir alem kurup, keder ve israf fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı.
Ama bilmek be şahit olmak en büyük mutluluktur. Macera ise büyük bir ibadettir; çünkü O’nun eserini tanımanın başka bir yolu olduğunu görebilmiş değilim. Kendi adıma ben, dünyayı rüyalarımla keşfetmeye çalıştım. Bu, yeterince cesur olmadığımın bir göstergesi olabilir. Aynı hatayı senin yapmana yol açmak istemiyorum. Sana izin veriyorum, git. Git ve benim göremediği gör, benim dokunmadıklarıma dokun sevemediklerimi sev ve hatta, bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek. Dünyadan ve onun binbir halinden korkma.