Çocukluk bizim çocukken dilediğimizin aksine öyle bir defada sona ermiyor. Orada duruyor, önce olgun, sonra çökmüş vücutlarımızda çömelmiş, sessizce bekliyor, ta ki yıllar sonra bir gün, omuzlarımızda taşıdığımız acı ve umutsuzluk yükünün bizi telafisi mümkün olmayan birer yetişkine dönüştürdüğüne inandığımızda, bir yıldırım hızı ve kuvvetiyle yeniden ortaya çıkana, tazeliğiyle, masumiyetiyle, şaşmaz saflığıyla canımızı acıtana, ama hepsinden önemlisi bunun gerçekten ondan kalan son titrek ışık olduğunun kesinliğiyle bizi yaralayana dek.
hayatımızın ilk yıllarında bizimle ilişkiye geçenlerin dokunuşları ve kokuları üzerimizde iz bırakırmış. La impronta deniyormuş bu izin adına sanırım. Dergideki makalede anlatılanlara göre, bu bedensel iz sayesinde aile bağları güçleniyormuş.