Jane Eyre uzun zamandır okuduğum en güzel romanlardan biriydi. Kitabı kapattığımda gözümdeki ıslaklıkla, sanki bir dosttan ayrılıyormuş gibi hissettim. Son derece hüzünlü bir hikayeydi, benim gibi dramdan beslenen insanların kesinlikle okumasını tavsiye ederim :)
Ama bu kitabı çok sevmemin nedenlerinden birisi de, çok doğru bir zamana denk gelmiş olması sanırım. Benim yaşadıklarım, geçtiğim yollar, atlattığım (belki de atlattığımı sandığım) imtihanlar, sevinçlerim, üzüntülerim ve elvedalarım Jane’in yaşadıklarıyla fazlasıyla benzerlik taşıyordu. Yatılı okuldaki anılarını okurken arkadaşlarımla bizi gördüm mesela. Sonra çok sevmesine rağmen, gitmek istememesine rağmen Thornfield’i terk etmek zorunda oluşu, o güzel anıları özlemek ona hep acı vereceği için “keşke hiç gelmeseymişim” demesi kalbimi parçalamıştı. Çok yetenekli olmasına rağmen ücra bir köy okulunda öğretmenlik yapması, çevresi tarafından ‘yeteneğinin köreleceğinin’ söylenmesi ama yaptığı işi hiçbir zaman küçük görmemesi, kendince ulvî bir amaca hizmet etmesi de yine benzerlik bulduğum yönlerdendi. Fedakarlık, özveri, sevdiklerinin derdiyle dertlenmek, iyi bir dinleyici olmak, dikbaşlılık, karakterin temel özellikleri. Okuyacak olan arkadaşlara selam gönderiyorum, sizin yerinizde olmak isterdim :)
Jane EyreCharlotte Brontë · Can Yayınları · 202042,1bin okunma
Bir köy okulu bu. Öğrencilerinizin hepsi yoksul çocuğu olacak… Köy kızları… Bilemediniz, birkaç rençper çocuğu. Okuma yazma, biraz hesap, örgü dikiş…Vereceğiniz dersler bundan ibaret kalacak; öteki bilgileriniz, hünerleriniz boşa gidecek; duygularınız, beğenileriniz körlenecek.”
“O kadar kolay körlenmez onlar. Yeniden gerekinceye kadar dayanırlar elbet.”
Ah be Jane :’)
İçine kapanık kimseler duygularını, acılarını açıkça konuşmaya, çoğu zaman “içi dışı bir” kişilerden daha çok gereksinme duyarlar. En kabuğuna çekilmiş, sert kimseler de sonunda insandır. Bu gibilerin “sessiz deniz”lerine cüretle, iyi niyetle dalıvermek çoğu zaman, onlara dünyanın en büyük iyiliğini yapmaktır.