Bazı sabahlar aslında sabah olmuyor. Biz sadece saatlere bakarak o vakte sabah diyoruz ama gerçekte sabah değil. Sabah demek, içinde hiç olmazsa küçücük bir umut barındıran zaman demektir.
Umut yoksa da heves vardır. İkisi de yoksa o vaktin adına neden sabah diyelim, gecenin devami deyip geçeriz.
O sabah da sabah olmadı.
İnsan hastalıktan değil dertten ölür. Annemin de kimselere anlatmadığı dertleri vardı. Kimselere anlatmadığı gibi bana da anlatmadı doğrusu. Bana bile anlatmadıysa bunu nereden biliyorum peki? Cümleleri yarımdı annemin, oradan biliyorum. Derdi olanın cümlesini tamamlamaya nefesi yetmez. Bir tambur sesinden bile inciniyordu, oradan biliyorum. Seccadesine oturuşundan, kahve fincanını tutuşundan, saçlarını tarayışından biliyorum, parmaklarını tesbihinin üzerinde gezdirmesinden biliyorum, gözleri bulutlardan seçilmez oluyordu, oradan biliyordum.
Gece her şeyin üzerini örter, diye düşünür insan. Oysa gecenin örttüğünden çok hatırlattıkları vardır. Hatırlatırken sarstıkları, sarsarken suskunlaştırdıkları, suskunlaştırırken acıttıkları.