Bu inceleme spoiler içerebilir!
Bu kitabı okumayın. İnceleme yazmamak için çok direndim. İnceleme yazmayı sevmem ama bu kitabı görüp de okumak isteyen kişiler varsa bir uyarı olsun istedim. Kitabı daha bitirmedim ama dayanamadım.
Kadının eşyalaştırıldığı, yine ve yine erkeklerin "hayır" lafından anlamadığı bir kitap ile karşı karşıyayız. Camille'i, ilk gördüğü andan itibaren sanki öylesine bir eşyaymış gibi "benim" diyerek damgalayan Sebastian'ın "Bu hikayenin kötü adamı benim." rollerine büründüğü bu kitap tam bir rezalet.
Ana erkek karakterimiz Sebastian, psikopatın öz evladı, sadece dans ettikleri için Camille'in ruh eşi olduğuna kanaat getirmiş. Türlü türlü planlarla kızı kaçırıyor, bilmem kaç dönümlük arazisindeki şato gibi bir eve hapsediyor. Camille'in yağına elektronik kelepçe bağlaması, evin her tarafındaki kameralar ve mikrofonlar da cabası. Tutturuyor "Biz birbirimize aitiz, sen de beni arzuluyorsun." Diye.
İlk başta Sebastian'dan etkilenip, kaçırıldıktan sonra bile bir tarafları mantığına üstün gelen, her zamanki salak kız tiplemesi Camille ise ilk başta "Beni bırak." diye zırlarken bir bakmışız durumu kabullenmiş, Sebastian'ın iki kitap ve bir sera hediyesine kanmış.
Adamın akıl hastalığı ve insanların duygularını anlayamaması, duyguların varlığından bir haber olması bahanesiyle yaptıklarını gözardı ettirmeye çalışmış yazar. Üstelik Sebastian'a ısınalım diye, Camille'in sevgilisi Link'i de gittikçe şrfsz hale getiriyor.
Uzun lafın kısası, kitabı beğenmedim. Bitireceğim ve rafıma koyacağım. Bu kitabı beğenenleri de asla anlamayacağım. Kesinlikle önermediğim bir kitap. Bence okumazsanız bir şey olmaz :)
Buraya kadar okuduysanız teşekkür ederim.