"Değişiyordu Enver. Nasıl değişmesindi? Ne zaman balkona çıkıp toprağa baksa toprağı sokaklarda kalmış yetim bir çocuk gibi görüyordu.
Nasıl değişmesindi? Toprağın sırtında kaba, kalın çizmeli adamlar, toprağın dilini derdini anlamayan adamlar yürüyordu. Şosede makinalar gürlüyordu. Nazlı tarlalar, yeşil bağlar, gelin boylu selviler, nar, şeftali ağaçları, bahçeler, makineye alışık değildiler, makinelerden korkuyorlardı. Onlar insanların ellerinde doğmuşlar, insanların elleriyle büyümüş, süslenmişlerdi; yalnız İnsanları istiyorlardı"
- Sen bu iki Rusa anlat, Bebek! De ki, ne isterlerse veririz. At veririz, üzüm veririz; tütün, para, koyun veririz. Ama toprak vermeyiz. Anlat onlara, iyice anlat! De ki, bizim topraklar yurt parçasıdır; toprak bizim değil, ulusundur. Eh, ulus toprağını nasıl veririz? Söyle bana, nasıl veririz? İnsan her şeyini verir, ama canını nasıl verir, söyle bana! ...
-Yol saçlarını Esma!
Isır evini temizleyen, evine bakan ellerini; yak tutuştur ciğerini, Esma! Sürüklen yollarda, el eşiklerinde! Kocan yok senin, gelsin de omuzlarını sarsın, hayatın kahırlarıyla seyrelmiş, ağarmış saçlarını okşasın! Kocan yok senin, yok! Gelsin de yanına otursun, elini tutsun: "Ağlama kadın, ağlama, çaresi bulunur! " desin.
Evinde Ruslar! Ne yaptık biz Tanrım, kime ne ziyanımız dokundu ki kırarsın bizi böyle Tanrım?
Yol saçlarını Esma, ısır ellerini, kemir kanlı yüreğini! Sürüklen yollarda, el eşiklerinde, çul çamur içinde... Kocan yok senin, gelsin de yanına otursun, çalışkan elleriyle omuzlarını sarsın. "Korkma; toprağıma, evime girmek isteyen cenabetin ellerini, ayaklarını kırarım" desin...