Sabahattin Ali bir öyküsünde: "Vicdan azabı dedikleri şey ancak bir hafta sürer. Ondan sonra en aşağılık katil bile yaptığı iş için kafi mazeretler tedarik etmiştir" demişti. Çok haklı. Ne yapıp eder, kendine hak verir insanlar. Kendimi kimsenin insafına bırakmam sırf bu yüzden.
Zannediyorum ki tasavvuru bile baş döndüren bir süratle hiç durmadan koşup giden bu hayat ve bir avuç toprağın bile doğru dürüst esrarına varamadığımız bu karma karışık dünya beni bir buğday tanesi, bir karınca gibi ezip geçe verir geçiverecek… Böyle aciz içindeyken Odanda her şeyi bana küçüklüğümü ve zavallılığımı haykırıyor. Sokağa fırlıyorum. Bir tek yakın çehre görsem de yanında yürürsem, hiç ses çıkarmadan yürüsem diyorum. Halbuki ara sıra karşılaştığım attıkları görmemezliğe geliyorum. Hiçbiri bana bu anda yardıma çağırılacak kadar yakın görünmüyor. Bilmem beni anlıyor musunuz?
Öyle günlerim oluyor ki etrafımda küçük bir hareket,en hafif bir ses bile istemiyorum. Taşıp dökülecek kadar kendi kendimi doyurduğumu hissediyorum. Kafamda,hiçbir şey dedi hiçbir şeyle değişilmesi mümkün olmayan muazzam hayaller,bana her şeylerden daha kuvvetli görünen fikirler birbirini kovalıyor, fakat sonra birdenbire etrafımda bana yakın birini arıyorum.Bütün bu beynimde geçen şeyleri teker teker, uzun uzun anlatacak birini. O zaman ne kadar hazin bir hal aldığımı tasavvur edemezsiniz. Kış günü sokağa atılmış üç günlük bir kedi yavrusu gibi kendimi zavallı hissediyorum. Odamdaki duvarlar birdenbire büyüyüveriyor. Pencerelerin dışındaki şehir ve hayat bir anda, insanın içinde boğacak kadar kudretli ve geniş oluyor…