İçinde yaşadığı dünyayı oldukça iyi tanımaya başlamıştı. Kasvetli ve maddiyatçı bir bakış açısına sahipti. Gördüğü dünya vahşi ve acımasız bir dünyaydı, sıcaklığı olmayan bir dünya, ruhun sevgi, şefkat ve tatlılığın bivar olmadığı bir dünyaydı…
Rahatlık ve tatminler de vardı. Dolu bir mide, güneşin altında tembelce uyuyakalmak; bunlar heyecan ve zahmetlerinin tam manasıyla ödülleriydi, heyecan ve zahmetleri ise başlı başına yararlıydı. Bunlar hayatın ifadeleriydi ve hayat kendini ifade ederken daima neşelidir. Eniğin, bu sayede düşman çevresiyle bir kavgası yoktu. Son derece canlı, son derece mutluydu ve kendisiyle gurur duyuyordu.
Enik insanların tarzında düşünseydi hayatı doymak bilmez bir arzu ve dünyayı kovalama ve kovalanma, avlama ve avlanma, yeme ve yenme gibi körlük ve karmaşa içinde, şiddet ve düzensizliğe sahip çok sayıda arzunun bulunduğu bir yer olduğu, oburluk ve kıyımdan oluşan, talihin hakim olduğu, acımasız, plansız, sonsuz bir kaos olarak özetlerdi.
Sorun üzerinde insanlar gibi mantık yürütmedi. Sadece acı veren şeyleri ve acı vermeyen şeyleri sınıflandırdı. Bu sınıflandırmanın ardından da acı veren şeylerden, sınırlardan ve kısıtlamalardan uzak durarak yaşamın mutluluklarının ve ödüllerinin tadını çıkardı.