Sorun üzerinde insanlar gibi mantık yürütmedi. Sadece acı veren şeyleri ve acı vermeyen şeyleri sınıflandırdı. Bu sınıflandırmanın ardından da acı veren şeylerden, sınırlardan ve kısıtlamalardan uzak durarak yaşamın mutluluklarının ve ödüllerinin tadını çıkardı.
Kıtlıklarda yatıştırılamayan açlık dünyanın özgürlükten ibaret olmadığını, yaşamda sınırlamalar ve kısıtlamalar olduğunu kafasını sokmuştu. Bu sınırlar ve kısıtlamalar yasaydı. Bunlara itaat etmek acıdan kaçmak ve mutluluğa yönelmekti.
Beyni belirsiz biçimde çalışıyordu, yine de vardığı sonuçlar insanların ulaştığı kadar net ve belirgindi. Nedenini niçinini sorgulamaksızın olayları kabulleniyordu. Gerçekte bu, sınıflandırma eylemiydi. Bir şeyin oluş sebebi üzerine asla canını sıkmıyordu. Nasıl olduğu onun için yeterliydi…