Bizler masalımızı yıkma gücüne erişebilirsek, önümüzde açık seçik bir seçme imkânının belirdiğini farkedebileceğiz: Ya yaratılışımızı mümkün kılan, varlığımızı borçlu olduğumuz, yaratmasını devam ettiren Kudret iradesine uyum göstermeyi tek çıkar yol olarak kabul edeceğiz veya kendisi yaşamak için ihtiyaç içinde çırpınan, kendisine hiçbir şey borçlu olmadığımız, elinde tuttuğu imkanları bizim ve bizim gibilerin ezilmesi için kullanan birçok güce, birçok zorbaya, birçok zalime boyun eğeceğiz. Bu tercihi yapma dürüstlüğünü gösteren insanlar arasında, "Sen neden buradasın?" veya "Sen neden burada değilsin?" soruları teati edilmeyecektir.
Kim olduğumuz sorusuna cevap ararken, aklımız hep, kim olacağımız sorusuyla karışıyor. Kim olacağımızı düşündüğümüzde ise kim olmak istediğimiz sorusu peşimizi koyuvermiyor. Gerçekte, kim olduğumuzu öğrenme süreci içinde bile kimliğimiz yeniden oluşuyor.
İnsanın yüce bir tarafı varsa bu, şartların gereğini yerine getirdiği için değil, şartlar ne olursa olsun, sahip olduğu temel doğrular gereğince tercihler yapabilmeyi elden bırakmadığı için belirginlik kazanabilmektedir.
Her insanın beş duyusuyla algıladığı bu dünya üzerinde bir hayatı var. Ben bu hayatı bilerek, isteyerek, her dakikasını kendimin kılarak, duyarak ve düşünerek, uyanıklık içinde yaşamak istiyorum. Belki bu dünya hayatını en üst düzeyde yaşayabilmek, bir başka insanla ortaklaşa tanıklığına vardığı uyanıklık durumunu paylaşmakla mümkün. Bu paylaşımı elde edemediği şartlarda bile insan, ölüm kendini bulduğu anda içinde bir boşunalık duygusu taşımamalı. Bence boşunalık duygusu, ne adına olursa olsun razı olduğu haksızlık yüzünden insana yerleşir.