Öleceğini anladığı ve kendi tarzında, onuruyla -onun için yalnız başına, kendi evinin mahremiyetinde demek-gitmeye karar verdiği dönemde içgörü, hoşnutluk, hatta sevinç anları yaşamıştır. O yalnız, vakur ölüm artık erişme imkânı olan tek amaçtı; başka hiçbir şey mesele değildi, ne mutluluk, ne acı ne de başkalarının düşündükleri.
Onun mutlu olduğunu düşünmek istiyorum - ya da hiç olmaz-sa hoşnut. Onu hiç mutlu görmedim ama eminim bunun nedeni ancak yalnızken gerçekten mutlu olmasıydı
Sizi o bohem hayat konusunda uyardıkları zaman, hep alkolün ya da uyuşturucunun baştan çıkarıcı özelliklerinden veya ahlaksızlıktan dem vururlar ama düşmenin ne kadar baştan çıkarıcı olduğundan, kaybolmanın ne büyük zevk olduğundan hiç bahsetmezler. Herhalde bilmediklerinden. Belki de sadece kaybolanlar biliyordur.
Evimizden uzakta, bildiklerimizden uzakta, hayal gücü güzel ve dehşet verici oyunlar oynar üzerimizde.
Belki de bilgeliğin sarayına çıkan yol aşırılığın yoludur - bilgelik de deliliğin belli bir türünün adıdır.
Kaybolmak, delirmek; düşerken bir şeyin üzerinde olduğumu biliyordum. Henüz oranın yakınına bile varmamıştım; ama bulunduğum yerden oraya ulaşamayacağımın da farkındaydım.
Kendi düşüşümün akışında, çetin bir aşk ve psikolojik klişeler diyarına indikten sonra tekrar tekrar aynı sözü duydum: Kendini sevmeyi öğrenmeden başkalarını sevemezsin.