Sizi o bohem hayat konusunda uyardıkları zaman, hep alkolün ya da uyuşturucunun baştan çıkarıcı özelliklerinden veya ahlaksızlıktan dem vururlar ama düşmenin ne kadar baştan çıkarıcı olduğundan, kaybolmanın ne büyük zevk olduğundan hiç bahsetmezler. Herhalde bilmediklerinden. Belki de sadece kaybolanlar biliyordur.
Evimizden uzakta, bildiklerimizden uzakta, hayal gücü güzel ve dehşet verici oyunlar oynar üzerimizde.
Belki de bilgeliğin sarayına çıkan yol aşırılığın yoludur - bilgelik de deliliğin belli bir türünün adıdır.
Kaybolmak, delirmek; düşerken bir şeyin üzerinde olduğumu biliyordum. Henüz oranın yakınına bile varmamıştım; ama bulunduğum yerden oraya ulaşamayacağımın da farkındaydım.
Kendi düşüşümün akışında, çetin bir aşk ve psikolojik klişeler diyarına indikten sonra tekrar tekrar aynı sözü duydum: Kendini sevmeyi öğrenmeden başkalarını sevemezsin.
Nasıl yaşadığımıza, ne tükettiğimize, neyin yararlı görüldüğüne dair bir yalan ağı benim dünyamın dokusunu oluşturuyordu. Televizyonun karşısına oturur, doğruca kameraya bakan bir siyasetçinin ya da bir şirket CEO'sunun düpedüz bilinçli yalanlar söylemesini seyrederdim ve hep aklıma bu adamların da çocukları olduğu, bize olduğu kadar onlara da yalan söyledikleri gelirdi. Yalan söyleyen sadece babam değildi,
herkesin babası yalancıydı. Öyleyse benim kuşağımın kahramanlarının hayalet kardeşlerimizin- kendilerini başka bir dünyada yeni baştan yaratmaya, öyle tercih ettikleri için değil, babaları onlara ihanet ettiği için azmetmiş ahlaklı yetimler olmasına şaşmamak gerekirdi. ..
İlk örnek olarak Baba figürü bir yalancıydı. Bizim gibi çocuklar için tek geriye kalan kendi aklımız ve aklımızla yapabileceklerimizdi.