kendimi sert esen rüzgâra ve soluk aydınlığa kar-şın, daha hafif adımlarla ve neredeyse neşeyle yürür buldum. Sanki bana kendi türümden bir işaret gönderilmişti, yüreklendirici bir haber. Bir anda çevremdeki dünya, gizli kahkahalarla delinmiş, daha canlı, daha tehlikeli göründü:
Benim dünyam, ben de içindeyim.
Umduğum şey bu değildi, bu birden, hesapta olmayan hafifleme, bu neşeli adım ve omuzları dikleştirmek. Bu kesinlikle doğru değildi, birazcık yüzüm olsaydı en azından başımı eğip, sefil bir halde sürünerek, dünya-nın bana bakmak zorunda olmayacağı karanlık bir deliğe girerdim.
Yine de, her nasılsa, nehir kıyısında şu anda bana kutsama gibi bir şey gönderildiği duygusuna kapılmaktan kendimi alamıyorum. Ah, gerçek bir kut-sama değil, kuşkusuz; iyilik meleği bağışlayıcı kanatla-rını eğilmiş başımın üzerine asla uzatmayacak.
Hayır, bu takdis başka bir yerden. Melekler cehennemde de şarkı söylüyorlar, peygamber K.'nın bize söylediği gibi, anımsayın - ve ah, ne tatlı söylüyorlar.