Sevgican

Kendini nasıl gösterdiğinden çok, nasıl sakladığına dair bir yöntemi öğrenerek yazın hayatına başlamıştım ve ordunun sahip olduğu üniformaların işlevine bir kez daha hayranlık duymadan edememiştim. Kelimeleri en iyi şekilde gizleyebilecek pelerin kaslardır, bedeni en iyi şekilde gizleyebilecek pelerin ise üniformadır. Dahası, askerî üniformalar ne incecik, zayıf bedene ne de göbeği fırlayan, şişman bir bedene yakışacak şekilde üretilmiştir.
Sayfa 62 - Can
Edebiyat
Sevgican
En sıkıcı görevlerin bile daha da yüce bir şereften tevdi edildiği ve bir şekilde ölümle sonlanabileceği ger-çeği, askeriyeye şanını veren yegâne olgudur. Buna kar-şın bir yazar kendi şerefini, en dipteki ayrıntılarına kadar bildiği iç dünyasındaki çöplerin arasından bulup çıkarır ve bunları cilalayıp sunmak zorunda kalır.
Reklam
Gözümün önüne gittikçe kararan havada yuvarlana yuvarlana, eski bir ağ beni yakalayana dek düştüğüm geldi. Aşağıda o karanlık ilkel durumda yeni bir dil öğrenecek, bütün girdi çıktısını bilecek, o takımdan biri, yitiklerden, kaçaklardan biri olacaktım. Nasıl huzurlu bir yaşam olacaktı, sokaklarda başıboş dolaşmak, akşam olduğunda yağmur vurmuş kapı aralarına sığınmak, açlık, bitler ve ayaklarımın halinden başka düşünecek bir şeyim olmadan.
Sayfa 168 - Telos
Sevgican
kendimi sert esen rüzgâra ve soluk aydınlığa kar-şın, daha hafif adımlarla ve neredeyse neşeyle yürür buldum. Sanki bana kendi türümden bir işaret gönderilmişti, yüreklendirici bir haber. Bir anda çevremdeki dünya, gizli kahkahalarla delinmiş, daha canlı, daha tehlikeli göründü: Benim dünyam, ben de içindeyim. Umduğum şey bu değildi, bu birden, hesapta olmayan hafifleme, bu neşeli adım ve omuzları dikleştirmek. Bu kesinlikle doğru değildi, birazcık yüzüm olsaydı en azından başımı eğip, sefil bir halde sürünerek, dünya-nın bana bakmak zorunda olmayacağı karanlık bir deliğe girerdim. Yine de, her nasılsa, nehir kıyısında şu anda bana kutsama gibi bir şey gönderildiği duygusuna kapılmaktan kendimi alamıyorum. Ah, gerçek bir kut-sama değil, kuşkusuz; iyilik meleği bağışlayıcı kanatla-rını eğilmiş başımın üzerine asla uzatmayacak. Hayır, bu takdis başka bir yerden. Melekler cehennemde de şarkı söylüyorlar, peygamber K.'nın bize söylediği gibi, anımsayın - ve ah, ne tatlı söylüyorlar.
Yüksek duvarlar bakışları kendi içinize çeviriyor. Yıllarca, yukarı bakarak, ayrı dünyamın sınırlarının ötesini görebilmiştim yalnızca. Başını kaldırıp korkuyla gündüz çıkan yıldızları izleyen, kuyu-nun dibindeki oğlandım. Tutukluyken, gökyüzünün tüm değişik biçimlerini tanımak zorunda kaldım, büyük, gizli ışık yığıntıları, soluk renkler, yavaş kararmallar, alacakaranlık akınları. Burada ise, bu sabah her şey geniş bir hava ve düz, ışıklı boşluklardan oluşmuş, karşımdaki görüntü nedense eğri, bir an saframı kaldıran bir düşme duygusu yaşıyorum.
Sayfa 166 - Telos
Edebiyat
Sevgican
Bütün bu süre burada olmak, yine de hiç burada olma-mak garip. Gecenin bir yarısı hücremde, canavarın çığ-lıklarına kısaca ara verdiği o saatte uyanır ve duvarla-rın ötesinden gelen yaşam uğultusunu duymaya çalışırdım; bazen özlemden bitkin, kalktığım ve camdaki tit-reşimleri yakalamak için yüzümü tel takılı pencereye yapıştırıp, kendi kendime orada nabız gibi attığını duy-duğum şeyin büyük dünyanın gürültüsü, onun haykırış-ları ve çığlıkları, o patırtılı, neşeli şamata olduğunu, ce-zaevi jeneratörünün hafif vuruşu olmadığını söyleyerek oturduğum bile olurdu.