“Eğer birisi bana gelip de İslam âleminde yapılması gereken reformlardan, uygulanması gereken siyasi stratejilerden ve jeo- stratejik planlardan söz ederse, benim ona ilk sorum sabah namazını vaktinde kılıp kılmadığı olur.” Galiba meselenin bam telidir burası. İslam adına konuşan, yazan ve düşünce üretenler önce sabah namazını vaktinde kılıp kılmadıklarını cevaplamalılar. Çünkü bu sorunun cevabında bizim tüm meselelerimizin çözümü yatmaktadır. Çünkü en büyük farkımız namazımızdır, kulluğumuzdur. Ve aslında ‘küçük işler’ kategorisine aldığımız gün kaybetmeye başladık. Ve kalkışımız, düştüğümüz yerden olacaktır.
Onlar hayata ve eşyaya alışmazlar da. Onlar iyi bilirler çünkü, alışkanlık aklın ve kalbin ölmesi, işlevselliğini yitirmesidir. Bundan dolayı onlar daima hayretlerini diri tutarlar.
Tavus kuşu tüm ihtişamına ve rengârenk tüylerine, kanatlarına rağmen gururlanmaz asla. Güzelliği onu sarhoş etmez. Hiç kimsenin fark etmediği ayaklarının siyahlığı onu daima hüzünlendirir. Kimse farkında değildir ama olsun: Ayakaları ve parmakları çirkindir ve bu, mahzun olması için yetiyordur ona.
İnsan da öyle olmalı: Güzelliği kendinden bilmemeli, hata ve noksanlarını araştırıp bulmalıdır. Kendisinde ne kadar güzellik ve ön çıkarılmaya değer özellik bulunursa bulunsun, o günahlarıyla meşgul olmalıdır. Eksiklerinin üzüntüsüyle başı eğik dolaşmalı, mağrur olmamalıdır. Kendisini başkasından üstün görmemeli, ne kadar iyi olursa olsun, kendinde bir ‘ çirkin ayak ‘ bulmalıdır.
Üstelik, en güzel dinlencen uykudur ve pek düşkünsün uykuya; fakat ödün kopar ölümden, ki gelmez bir daha. Uykudan başka bir şey değil. Uykudan. Belki dalarsın bir rüyaya.