Aşk, hemen her zaman, toplumsal düzene karşı bir saldırı biçiminde açığa çıkar; toplumun geleneklerine ve kurumlarına bir gözdağı niteliğindedir. Aşk bir tutkudur, aşıkları birleştirirken onları toplumdan ayıran bir tutku. Bir aşıklar cumhuriyeti asla yönetilemezdi.
Freud’un gözünde, tutkular aynadırlar: X’e aşık olduğumuza, X’in bedeni ya da ruhuna aşık olduğumuza inanırız, ama gerçekte X’te, Y’nin imgesine aşığızdır.
Şair, karşıtlıklardan hoşlanır -ateşle buz, aydınlıkla karanlık, uçuşla düşüş, haz ve acı- çünkü kendisi de karşıt tutkular arasındaki bir savaşın alanıdır.