Aşk sizi çağırdığı zaman, onu izleyin. Yolları zorlu ve dik olsa da… Kanatları sizi sardığı zaman, ona teslim olun. Tüyleri arasına gizlenmiş kılıç sizi yaralayacak olsa da. Hem aşk sizinle konuştuğu zaman, ona inanın. Bahçeyi tarumar eden kuzey rüzgârı gibi darmadağın etse de düşlerinizi sesiyle. Çünkü aşk taçlandırdığı gibi çarmıha da gerer sizi.
Jane Austen ve Emily Bronte’nin dehalarının en büyük kanıtı, aşağılanma ve yergi karşısında morallerini bozmadan her türlü baskıya ve zorluğa kulaklarını tıkayarak doğru bildikleri yolda yürümüş olmalarıdır. Öfkeye kapılmamak çok büyük bir irade ve sağduyu işidir.
(…) bir sanat eseri üretmek için ne kadar akıl almaz bir çaba gerektiğini ve sanatçının zihninin nasıl bir korunmaya ve desteğe muhtaç olduğunu anılardan ve mektuplardan henüz öğrenmeye başlıyoruz.