Akıl hastanesi, sosyalistlerin bile düşleyemeyecekleri bir özgürlük vardır orda. Dilersen tanrı baba olursun, dilersen Meryem Ana, İngiltere kralı, orada herkes kendi aklına geleni, canının istediğini söylüyordu, tıpkı meclisteki gibi. Cennetti orası cennet. Ortalığı birbirine katabilir, kavga çıkarabilir, şarkı söyleyebilir, meleyebilir, avazın çıktığı kadar haykırabilir, zıplayabilir, duanı edebilir, takla atabilir, dört ayak üstünde yürüyebilir, oradan oraya koşabilir, dans edebilir, atlatıp sıçrayabilir, sabahtan akşama kadar kıçını yayıp oturabilir, düz duvara tırmanabilirdin.
Burda mantık diye birşey kalmamıştı, adalet hüküm sürüyordu. Adalet bağırıyor, çıldırıyor, öfkeden deliye dönüyor, kahkahalar atıyor, gözdağı veriyor, gebertiyor, aman tanımıyordu.
Sorgu yargıçları, sanıkların üstüne yasa maddeleriyle saldıran Avusturya cangılının kaplanları, birer yasa cambazı kesilmişlerdi, hukukun cübbeleriyle sarınıyor, sanıkları yutup midelerine indiriyor.