Hayatımda okuduğum en iyi kitaplar arasında biricik sayacağım kitap tam da bu. Uzun zamandır bir kitabın gerçek anlamda içine girip bu kadar duyguyu hissetmemiştim. Kitap beni adeta bulunduğum şu andan aldı ve binlerce yılın öncesine Antik Roma’ya, dünyanın o zamanki merkez ve kalbine götürdü. Kitharaları dinledim, stoacıların görüşlerini tartışmalarını dinledim, Nero’nun zalimliklerini gördüm, Vinicius’un ruhunu değiştiren aşkını ve tüm dünyalara bile değişmeyeceği ilahi Callina’sını, Lygia’sını tanıdım. Biz dünya insanlarına verilmiş bir lütuf olarak görüyorum bu kitabı. Kitap büyük oranda Hristiyanlığı övüyor ve Roma’da yayılışını da konu alıyor, fakat bu önemli olay çerçevesinde yaşanan trajediler ve gördüğümüz hayat, şiir ve güzellik… tam da bunun için okudum bu kitabı. Antik Roma’nın yaşamı ile kendi yaşamım arasındaki uçurumu daha net gördüm. Aşkın ve sevginin dünyaları sarsan gücüne tanık oldum. Halbuki buna inanmıyordum. Bir insanın bir insana bu denli aşık olabilmesi mümkün mü? Ruhunu ve inancını değiştirecek kadar, kendini ona adayacak kadar, kibrini bırakacak merhameti ve sevgiyi ele alacak kadar? Kim ne derse desin ben günümüzde bu aşkın veya sevginin mümkün olabileceğine inanamıyorum. Fakat inanmak istiyorum. Hayatı tatlı ve çekilir kılan güven ve huzur aşılayan sevgiyi görmek istiyorum. Göreyim ki inanabileyim. Petronius demişti ki:” Gerçek, öyle yüksek bir yerde duruyor ki tanrıların kendileri bile onu Olimpos’un zirvesinden göremez. “
Belkide gerçektir tüm bu, fakat insan bu görmediği şeye inanmaz.
Petronius kitaptaki en sağlam karakter. Zarafet hakemi diyorlar ona. Onun sözü ve duruşu saygı uyandırıyor, zekası hayran bıraktırıyor. Sözlerle arası iyi olan bir yazar. Zevke düşkün, aşka da öyle. Sevgili Eunice’e aşık oluyor o ve bir kadın gibi seviyor