"Nasıl yani, hiç konuşmadığın birini mi seviyorsun?"
Saçmaymış gibi ona sorduğum sorunun cevabını kendi iç sesim veriyordu ve bu apseli bir dişin ağrımasından daha dayanılmazdı.
"Hikayeni anlatmak ister misin?" dedi Milletvekili.
" Hikayem..."
Ne anlatabilirdim ki, anlatacak ya da dinlemeye değecek ne yaşamıştım? Ayrıca bilmek istediği neydi? Her şeyi en başından mı? Eğer öyleyse, benim yirmi iki yıllık yaşantımı, şimdi burada taş patlasın bir buçuk iki saate sığdırmaya çalışmak, acısıyla tatlısıyla onca yaşadığım anıya hakaret sayılmaz mıydı? Yoksa kısaca neden, nasıl burada bulunduğunu mu merak ediyordu...
Bence bu hiç deşilecek bir yara değildi.
"Siz" diyorum, "siz neden yatıyorsunuz?" Merakımdan değil sadece konuyu benden uzaklaştırmak için.
"Bak kızım" diyor yaşlı kadın ellerini iki yana açarak, "bunların hepsi fuhuştan yatıyor ben de bunların çaçalarıyım" bir de kahkaha patlatıyor.
"Çaça...?"
"Yani satıcı."
Atılıyor oradan birisi. "Yahu babaanne korkutmasana kızı, neraden düştüm bu o... İçine diyordur içinden."