O yıllarda Anadolu’da ticaret ve zanaat gayrimüslimlerin elinde. Yüzyıllardır askere gitmemişler, semirdikçe semirmişler. Oğlu, kocası askerde olan Türk geçim sıkıntısından borçlanmış onlara. Varlarını yoklarını çıkarmışlar ellerinden. En zengin Türk bile sıradan gayrimüslimden fakir. Türk yalnızca asker olmuş, askerden dönünce de ya rençber ya çoban. Tarımın para getireni de gayrimüslimlerde. Üzüm, şarap, zeytin ve zeytinyağı üretimi onlarda. Türk’e yalnızca tahıl ve bakliyat üretimi kalmış. Anadolu’da makinalı tarım yok. Varsa yoksa karasaban. Karasabanı sürmek için ya öküz gerek ya at. Ama vergiler, kıtlık, açlık, erkek nüfus olmaması nedeniyle hayvanlar da elden çıkarılmış. Çoğu yerde insanlar çekiyor karasabanı. Çalışabilecek nüfus 1912’den bu yana bitmeyen savaşlar nedeniyle ya şehit olmuş, ya sakat kalmış… Yaşayanların büyük bölümü askerde… Ya da asker kaçağı… Çoğu yerde karasabanı çilekeş kadınlar çekiyor. Tüm bunların sonucu tarımsal üretim düşmüş… Sonuçta fakirlik tüm Anadoluyu sarmış.