PTT, Türk Telekom ve OGM'de geçen çalışma hayatı.
Ağırlığı Ankara ve Kayseri'de geçen bir ömür..
STK'larda üstlenilen görevler.
Düşünen ve yazan bir adem.
“Kilitlerin çok olduğu yerde anahtarı olan adam kendini kral gibi hisseder şüphesiz. Kralsınız şimdi, şu anda. Kral, sultan, bakan vali… Adaleti olmayan yerde anahtar zulmün emrindedir…”
Kitap isimlerinin önemli olduğunu düşünürüm. İnsan bilinmeyene, farklıya ilgi duyar. Romanın adını duyduğumda “Cümbez” kelimesi merakımı gıdıkladı. Cümbez Kıbrıs’ta bulunan bir tür yaban inciri ağacı imiş. Kitap her şeyden önce ismi ile sizi etkiliyor…
İlk birkaç sayfada biraz sıkıldım… Sanırım okumayı bırakmayı da düşündüm. Ama cümlelerin kuruluşundaki ustalık, her kelimenin ustaca seçilişi beni sardı, sarmaladı… Elimden bırakmadan bitirdim romanı…
Romanın konusu ilginç. Ama beni asıl etkileyen, cümlelerin büyüleyiciliği oldu. Bir edebiyat öğretmeni olan Ülkü Demiray her cümleyi yazarken bir dil kuyumcusu gibi çalışmış. Kadın duyarlığını yansıtan; akıcı, çekici ve hatta büyüleyici cümleler.
Kitap okurken, gelecekte o kitaba bakarken beğendiğim cümleleri hatırlamak için güzel bulduğum cümlelerin altını çizerim. Cümbezin Kızı bittiğinde gördüm ki kitabın yarısından fazlası çizik çizik olmuş.
Kitap hakkındaki yazımın tamamını okumak isterseniz aşağıdaki linke tıklamanız gerekecek
fazlikoksal.blogspot.com/2024/01/cumbezi...
Cümbezin KızıÜlkü Demiray · Bilge Kültür Sanat · 20241,971 okunma
Cevat Abbas Bey Aralık 1916’da yüzbaşı oldu. Çanakkale Savaşları sırasında 16. Kolordu Komutanı Atatürk’ün yaverliğine tayin edildi. Diyarbakır, Bitlis, Halep gibi Atatürk’ün komutanlık yaptığı her cephede onunla beraber bulundu. 1917’de bu defa
Veliahd Vahdettin’in Almanya seyahatinde Atatürk ile Almanya’ya gitti Samsun’dan Erzurum’a kadar Atatürk’ün özel kâtipliğini yaptı. Savaş süresince yaver olarak Atatürk’ün emrinde bulundu.
Atatürk'ün karakutusu olarak anıldı.
Anılarında karakutudaki bilgilerin ne kadarı açığa çıktı? Bence çok azı..
“İstanbul’a geldiğimiz günü hiç unutamam. Şehrin çok hazin bir hali vardı. İstanbul, düşman donanmalarının limana girmelerinin felaketinin yasını tutuyor, bu büyük yasa Atatürk’ü de ortak ediyordu. Atatürk’le ben, askeri ulaşımın bir köhne motoru ile deniz ortasında yaslanan bir çelik ormanının içinden geçiyorduk. Ata’nın zarif dudaklarından ‘Geldikleri gibi giderler!’ cümlesini işittiğim zaman, mütarekenin doğurduğu derin ve elemli ümitsizliğimi derhal unutmuştum. Cevabımda aceleci davrandım: ‘Size nasip olacak, siz bunları kovacaksınız Paşam!’ dedim. Gülümsedi, aziz başının içinde şekillenmeye başlayan vatanı kurtarma planlarını bir an için yeniden geçiriyor gibi daldı. Sonra: ‘Bakalım!’ dedi”