Ertesi günü güreşi olduğu halde, İsmail hastalanıverdi. İşte bu yüzden Çapraz Bayram, o yırtıcı, o cesur, o çevik dövüş horozunu kestirip tencerede haşlattı ve horozun gücü pehlivana geçsin diye hayvanı İsmail'e yedirdi. Pehlivan ertesi günü güreştiği rakibinin sırtını yere verince, horozun bu pehlivanın bünyesinde yaşadığına inananlar bile çıktı
Eteğindeki taşı böylece döküp ferahlayan Cüce Efendi ( Camiinin fetvalarıyla ünlü imamı olur kendisi) vaazından sonra Karacakalfa Camii'nden çıkıp evine giderek biraz kestirmiş, ama bu arada da ikindi namazını kaçırmıştı
"Eğer dairenin çapına olan nispetini on gün içinde, ilk kırkbir haneye kadar hesaplayamazsam, anamla Kabe'de zina etmiş olayım!" diye yemin eden ve elbette bin pişman olup...
Ne hikmetse, sadaka kasesi daima akçe dolu olan adam, en az yirmi senedir mesleğini icra ettiği yeri değiştirme zahmetine bile girmiş değildi. Onun daima aynı yere çöreklendiği senelerdir bilindiği için, dilenciyi sanki bir han yahut dükkan gibi gayrimenkul bir varlık sayan çevre esnafı, bir yol soracak olursa, " Doğru yürü, dilenciyi geçince sağa sap!" ya da "Dilencinin tam karşısındaki sokağa gir, oradan sola sap!" gibi cevaplar verirdi.