Adnan Menderes: “Kurtuluş Savaşı diyorsunuz. Bu savaş pekala üç ayda bitebilirdi. Bunun yıllarca uzatılmasına Mustafa Kemal’in yerleşme ihtirasları neden olmuştur.”
Fransız araştırmacı Paul Gentizon, Türk Devrimi’ni, Fransız ve Rus Devrimlerinden daha ileri bulur ve şu değerlendirmeyi yapar: “Sürekli devrim sözü, gerçekte Türkiye’den başka hiçbir ülkede yer tutmamıştır. Fransız Devrimi siyasi kurumlar alanıyla sınırlı kalmıştır. Rus Devrimi, sosyal alanları sarsmıştır. Yalnızca ve yalnızca Türk Devrimi’dir ki siyasi kurumları, sosyal ilişkileri, din kurallarını, aile ilişkilerini, ekonomik yaşam geleneklerini, hatta toplumun içgücünün (moral) temellerini değiştirmiştir. Her değişim yeni bir değişimin nedeni olmuş, her yenilik bir başka yeniliğin koşulunu oluşturmuştur. Değişimin tümü, halkın yaşamında yer tutmuştur.”
12 Eylül, yerel bir sorun değil, emperyalizmin Türkiye’de uyguladığı “dağılma politikasının” yeni bir aşamasıydı.
12 Eylül’le gerçek darbe; Türkiye’nin ekonomisine, siyasetine, aydınlarına ve anlamını Atatürkçülükte bulan ulusal bağımsızlık geleneklerine karşı yapılmıştır.
Atatürk’ün “çağdaş uygarlık hedefine ulaşma ümidinin yitirildiği” söylenip müdahale yapıldı ama ordudan yüzlerce Atatürkçü subay atıldı. Atatürkçü generaller gözaltına alındı hatta işkenceden geçirildi. “Anayasanın öngördüğü reformlar yapılmadı.” dendi ama 1961 Anayasası’na sahip çıkıp uygulanmasını destekleyen aydınlar gözaltına alınıp tutuklandı. Ekonomik huzursuzluktan söz edildi ama huzursuzluğun yaratıcısı olan Dünya Bankası’ndan yüksek yetkilerle teknokrat getirildi.