7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in görüşleri farklı değildi ve “İmam hatip okullarında iyi eğitim veriliyor. O çocuklardan zarar gelmez. Türkiye laikliği dinsizlik olarak anlamış, yanlış tatbikatlar yapmıştır. 1930’lardaki laiklik anlayışını yanlış olarak görüyorum.” diyordu.
Türkiye Cumhuriyeti 5. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, eğitimle ilişkili olarak şunları söylemişti: “ … Biz, laik okullara karşı imam hatip okullarını bir seçenek olarak düşünüyoruz. Devletin kilit mevkilerine yerleştireceğimiz kişileri, bu okullarda yetiştireceğiz.”
Teknik ve düşünce yenilikleri, özellikle felsefe ve tarih, öğretmek bir yana adeta yasaklanmıştı. Okul yöneticileri için tarih, “uzak durulması gereken bir baş belası, huzur kaçıran bir kabustu” ve yalnızca Padişah’ın onay verdiği konuları kapsıyordu. Türk tarihi diye bir dersin adı bile yoktu.
Dünyadaki siyasi ve toplumsal gelişmeler işlenmiyor, Arapça ve Farsça’dan başka yabancı dil öğretilmiyordu. Müslüman olmayanların dilini öğrenmek günah sayıldığı için, devletin dış ilişkileri, ayrılıkçı Fener Rumlarının ya da Ermenilerin çevirmenliğine kalmıştı.
Ecevit, Harvard Üniversitesi’nde, Osmanlı Siyasi Tarihi konusunda incelemeler yaptı ve Uluslararası Basın Enstitüsü’nün New York’ta düzenlediği seminere katıldı. Daha sonra yurda döndü ve milletvekili oldu. Gazetecilik ve yazarlığının gerçek anlamda ilk köşe yazısını, “Halktan Doğacak Altıok” başlığı altında, Amerika’dan döndükten sonra kaleme aldı ve şunları yazdı: “Tek parti devrinde Altıok halkın dışında halka yönelmişti. Çok parti devrinde ise Altıok’un çıkış noktası halk olmalıdır.”