Devletin kendi gelir sağlama baskıları mültezimi ve faizciyi yaratmıştır. Yine devletin gelir sağlama baskıları köylüyü faizcinin kucağına atıyor. Devletin gelir sağlama işi mültezimsiz, mültezim murabahacısız olamazken murabahacı devlet gücüne rakip veya onun gücünü paylaşan yeni bir güç olarak, ağa olarak, ortaya çıkıyor. Devlet, reâyasım kendi tabii haline getiren faizciden ürküyor. Faizci onunçün en üstün yetkisinin bir görüntüsü olan rakabe hakkını tehlikeye koyuyor. Adaletname üstüne adaletname çıkararak murabahacıyı tel’in ediyor, murabahacılığa engel olunmasını kadılara emre diyor ama diğer yandan, köylünün köylü olarak kalmasını, raiyelik borçluluklarını yerine getirmesini istiyor, bununçün de mültezimle murabahacıyı onun üstüne saldırıyor. Hükümdar düşünemez mi ki köylü, devletin istediği parayı, nakit servetlerin bu kadar büyük parçalar halinde egemen sınıfla paralı sınıfların üstüne oturduğu parayı, nereden bulacak eğer bunu faizle birisinden alamazsa? Devlet ile faizci sömürüde ortak oldukları halde, çıkarlarda birbirlerine rakip, ve güçte birbirlerine düşmandırlar.
Birçok gelir kaynakları mukataalar halinde mültezimlere olan borç karşılığı âdeta haciz altına girmişti. İltizam ihaleleri ile alınan gelirlerin tahsili geldiği zaman, hâzineye ait olan miktarın bütün fazlaları malikâne sahibine, mültezime ve sarrafa ait paylara gidiyor ve bunlar arasında bir çıkar birliği zinciri kurulmuş oluyordu.
Paralı sınıf kişilerinin saray mensupları ile ortaklığı sayesinde hazine gittikçe artan bir hızla faiz kapitalinin borçlusu haline gelirken, devletin toplumdaki kaynakları bu borca karşılık devamlı bir hipotek altına girmiş olur.
Geleneksel, kendine yeten, tarım ile basit el zenaatlarını içinde birleştiren tabiî köy ekonomisi ile kapitalizm öncesi askerî ve ticarî emtia üretimine dayalı Osmanlı imparatorluk ekonomisine özgü metodların hepsinin bu düzenin baştan başa bozulmuş halinde sonuna kadar (yani, bu ekonominin artık Batıda olgunlaşmış hale gelmiş olan kapitalizme kendini açtığı zamana kadar) direnişi, bu bozuk-düzene özgü, onun devamım sağlayan ve büyük bir nakit, hattâ kapital birikimi olaylarına rağmen hiç bir devrimsel değişme olamayışının sonucudur.
Yani yeniçeri, yeniçeri kalırsa fakirleşecek. Bir askerî güç olarak ta değersizleşecek. Ancak yeniçeri ocağından çıkar sağlayanlar bu örgütün kaldırılmasına karşıttır.