XVIII. yüzyıl sonunda mültezim ve sarrafın çalışmasını gözü ile gören bir İngiliz gözlemci bize şu satırlarla çok iyi anlatıyor: «Bir Paşa, tayin edildiği bir vilâyete giderken yanındaki mahrem adamı, çok defa sarrafın akrabalarından biridir.
Bütün para işleri onun elinden geçer. Bunların komisyon vesair avaidi büyük yekûnlar tutar. Vilâyetin gelirlerini o tesellüm eder, malları üzerinde o ticaret yapar, bu malları düşük fiyatla o satın alırdı. Her paşaya böyle sülük gibi yapışık bir sarraf temsilcisi vardır. Vali onun avucunun içindedir. Onun bütün işlerini kontrol eder, malî kaynak larını elinde tutar. Onu, çeşitli şiddet ve soyma eylemlerine iter; yapılan soygunculuktan ona ancak bir parça bırakır. Paşa onu atamazdı, çünkü mevkiini onun vereceği kefalete borçludur, işte, Türkiye böyle kalp bankerlerle, böyle bezirgânlarla, böyle spekülâtörlerle tahsil eder gelirlerini. Valileri, en güçlü silâhların bile delip geçemeyeceği bir malî esaret ve casuslukla çevrilidir.”