Şeriat hukukunda tüzel hukuk, devlet hukuku, anayasa hukuku gelişmemiştir. Şeriat hukukunda ne tüzel kişi, ne de siyasal kişi veya manevî kişilikler vardır.
Asıl gerçek olan varlıklar «reâyâ» ile «Osmanlı»dır. Osmanlı, Osmanlı devletinin halktan ayırıp kullandığı kullardır. Ancak onların altındakiler yani reâyâ Türk, Kürt, Arnavut vesairedir. Halkın kendisi Osmanlıya yabancı, daha doğrusu, Osmanlı halka yabancı kişilerdir.
Osmanlı düzeninde ulema kendilerini çok önemli bir yerde görürlerdi. Çünkü bunlar kendilerini bir yandan İslâm peygamberinin şeriatinin temsilcileri, bir yandan da «ulülemrin» yani hükümdarın delegesi sayarlardı. Bir yandan padişaha şeriati öğretirler, öte yandan halka «Ulül-emr»e itaatin bir borç olduğunu telkin ederlerdi. Bunlar ne halktılar, ne de kul.
Devşirilen Balkanlı oğlanların zorla Müslüman edildiğini söyleyenlerin durumu gerçekte bir mürailikti. Çünkü bu iddiayı yapan Avrupalıların çoğu katolik, birazı da Protestan’dı. Türklerin devşirdikleri çocukların milletleri ise ne o, ne öteki.
Önemli olan Osmanlı padişahlığının Türklükle toplumsal açıdan bir ilişkisi olmadığıdır. Bu padişahlar Türklerin değil, Osmanlıların yani kapıkullarının başbuğudur. Bu kapıkullarının yazılarında Türk; Çingene, Tat, Kürt gibi gruplarla birlikte sayılır. Bazan bunlara mezhebi, meşrebi belirsiz, akılsız (bî idrâk), şerir ve rezil (erazil) gibi sıfatlar da verirler.