Bir gün Necip Fazıl Kısakürek matbaaya gelerek Cumhuriyet'te Peyami Safa'dan açılan fıkra sütununa istekli olduğunu söyledi. Şöyle diyordu Necip Fazıl:
- Cumhuriyet devrimci, ilerici bir gazetedir. Türkiye'nin en iyi gazetesidir. Bundan ötürü çok sever, takdir ederim Cumhuriyet'i. Ben de devrimci ve ilerici bir yazarıyım bu memleketin. Aramızda sağlam bir fikir birliği var. Bana gazetede bir köşe verirseniz Cumhuriyet'e öyle yararım dokunacak ki, ihya olacak gazete.
Oysa ben, Necip Fazıl'ı yakından tanıyordum. Bugün ak dediğine yarın rahatça kara diyebilirdi bu tikli ozan. Kendi çıkardığı bir dergide, Cumhuriyet'in devrimci tutumuna şiddetle çatan yazılarını unutmamıştım. Böyle damdan düşer gibi bize başvurmasına hayret ettim. Yine de kırmamaya çalışarak atlattım Necip’i. Akşam üzeri Sipahi Ocağında rasladığım Necmettin Sadak'a, birkaç saat önce başımdan geçen olayı anlattım. Beni gülümseyerek dinledi ve hiç hayret etmeksizin o gün Necib'in kendisini de ziyaret ettiğini söyledi. Meğer tikli ozan ilkin Akşam'a uğramış, Necmettin'i görmüş. Ona da hemen kelimesi kelimesine, aynı dili kullanmış:
- Akşam devrimci, ilerici bir gazetedir, Türkiye'nin birinci gazetesidir. Çok severim Akşam'ı. Aramızda sarsılmaz bir inanç birliği var. Gazetede bana bir köşe ayırırsanız hem benim için bir şeref olur hem de size çok yararım dokunur.
Atatürk düşmanı ve ırkçı olarak tanınmış bir lise öğretmeni, Atatürk rejimi ile alay eden bir kitap yayınlıyor ve buna karşı ne hükümet ne de parti hiçbir tepki göstermiyordu.