Mebuslar Meclisi'nde devleti parçalamak isteyen istiklalci ve muhtariyetçi unsurlar, bozuk kanlı Türk politikacılarını avuçları içine almışlardır. Rumlar Rumcu. Ermeniler Ermenici. Araplar Arapçı. Arnavutlar Arnavutçu. Yalnız Türkler Osmanlıdırlar. Türkçülüğün şöyle böyle belirdiği vakit, onun üzerine bizzat Türkler hücum eder. Şeriatçı gazeteler Türk kurtuluşunu sağlayabilecek bütün fikir cereyanları, bütün yeni tesisleri aforoz etmektedirler.
Bütçe yine bir maaş bütçesi. Artık "tedahül" olmamak için, bütçe açığı her yıl istikrazlarla kapanmakta ve her istikraz için ecnebi kontrolünün genişlemesi kabul edilmektedir.
1908 meşrutiyetinde üniversiteye giriyorum. Burada felsefeyi bir şeriatçı okutur. Hiçbir köşesine hür tefekkürün aydınlığı vurmaz. Osmanlı edebiyat profesörü, Tevfik Fikret'i bile anlamaz. Divancı ve Enderuncu!
Bu kaosun içinde iki ışık var: İçleri yanan bir avuç idealist, bütün yıkılmaların, yenilmelerin, dağılmaların sorumunu "satılmış" komutanlara, hırsız vezirlere yükleyen, bir "sahib zuhur" çıksa, yine yedi düveli yeneceğine inanan halk, yiğit halk, canını veren ve karşılığında hiçbir şey almayan halk.