İşte bir 1920 fıkrası daha: "Birçokları şecerelerinde bir Arnavut, bir Slav izi bulmaya çalışıyor. Türk olmamak şerefine nail olmak için yeni piç hükümetlerin pasaportlarını arayanlar var."
İstanbul Türklüğü perişanlık içindedir. Aileler, nafaka bulmak için, sandık diplerindeki son mal kırıntılarını satmaktadır. Atina Bankası 'nın İstanbul Şubesi, Türk mülklerini satın alacak olanlara alabildiğine kredi açıyor. Beyoğlu Caddesi 'nden geçenler, konsoloshaneye Yunan bayrağı çekildiği vakit durdurulmakta
ve selamlamaya mecbur tutulmaktadır.
1920'de "Akşam" gazetesinde Kuva-yı Milliye düşmanları ile adeta boğaz boğaza dövüşüyoruz. İşte koleksiyon önümde! Henüz İnönü olmamıştır. Anadolu’da çeteler ve başlarında Mustafa Kemal diye bir adam var. Türk gazetelerinin çoğuna göre zorba Mustafa.
Rus sefiri Büyükdere 'deki sefarethanenin önündeki rıhtıma telefon direği dikilmesini men eder. Beyoğlu mutasarrıfı özürlerini sunmak için yanına gittiği vakit, merdivenin üstünden:
- Ne haddi bir mutasarrıfın bana gelmek? Bir diyeceği varsa sadrazam söyler, diye haykırır ve yüzgeri çevirir.
Polis müdürü bir katili, bir Türk katili rıhtımdaki vapurdan aldığı günün akşamı, sefirlerin emri ile bu katili geri vermekten kurtulmak için, sadrazam ve dahiliye nazırı, bir bahane bulup Edirne'ye kaçar.
Şirketler, bankalar, yazıhaneler, çarşılar, esnaflıklar hatta ışık, hatta su, hatta
gaz, gemilerimize yollarını gösteren fener hepsi ecnebilerin elinde.