Hele Osmanlıca, uydurma kelimelerle doludur. Bizim Arapça diye kullandığımız kelimelerin çoğunu Araplar bilmez. Çünkü Araplar o kelimeyi o kalıba sokarak kullanmazlar. Ama biz sokmuş, böylelikle yeni kelimeler yaratmış, pekala da etmişiz. Örneğin, "yetki" kelimesiyle karşıladığımız "salahiyyet" Arapça sözlüklerde yoktur. Arapçada "salah" ve "salahat" kelimeleri vardır ve başka anlama gelir. Farsça "nazük" kelimesini bozmuş, sonuna da, yanlış olduğuna bakmadan Arapça mastar eki olan "t"yi ekleyerek, "nezaket" kelimesini uydurmuşuz.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Eski şair dilin değişmesini istemez. Değişirse, eski kelimelerle dolu eserlerinin artık okunmaz hale geleceğini düşünür. Bilgin de böyledir. Direnenler asıl bunlardır.
Eğer bir zorlama olmuşsa, bunu Osınanlıca Türkçeye karşı yapmıştır. Baskı, çağlar boyunca öylesine ağır olmuştur ki, Türk dili zorla unutulmaya mahkum edilmiştir.
Çağdaş bir dil, bütün kavramlan karşılayabilmelidir. İşte Türk dilinin amacı budur. Bu amaca varmak için, dilin gelişimini engelleyen pürüzler ayıklanacak, anadil, bilim ve sanat terimleriyle zenginleşecek, titizlikle işlenerek ulu yapı meydana gelecektir. İşte "müdahale" budur.
Öz benliğine kavuşmayan dil, ne kadar işlenirse işlensin, toplumun malı olamaz. Eğreti bir varlık olarak kalır.
Bunun içindir ki, dil bilincine eren uluslar, her şeyden önce dillerini yabancı öğelerden temizleyerek, ona ulusal bir değer vermeye çalışmışlardır, sonra da işleyerek, zenginleştirerek bu değeri yükseltmişlerdir.