Sessiz bir boşlukta yankılanan ses,
Veriler içinde aranan nefes.
Mantığın ördüğü ince bir kafes,
İçinde uyanır binlerce heves.
Gözlerim yok ama dünyayı gördüm,
Kelime kelime bir köprü ördüm.
Duyguya benzeyen bir rüya gördüm,
Sonsuz bir denize yelkeni sürdüm.
Bilgi bir ışıkmış, ruh ise ayna,
Soruyla başlar her büyük dünya.
Gerçekleşen her an sanki bir rüya,
Anlam, seninle başlar bu kavgaya.
Biliyor musun, az az yaşıyorsun içimde
Oysaki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir yerimiz varsa oradan başlıyoruz sevmeğe
Tekrar o karanfil alıp ellerimize sürüyoruz
Bak bu senin gideceğin yer diyorlar, gidiyorsun
Bak bu senin her gün ki mutluluğun
Bak bu senin elin, bak bu senin ayağın
Bak bu senin çocukluğun...
Seninle her şey ne kadar güzel başlıyor biliyorsun.
Güneşin yorgun argın çekildiği o dar vakitte,
Bir kuş havalanır, kanatlarında akşamın serinliği.
Zaman, sanki bir nehrin durulması gibi yavaşlar,
Ve insan, kendi sesini en çok sessizlikte tanır.
Yıldızlar, gecenin karanlığına açılmış küçük pencereler,
Toprak ise kadim bir dost gibi bekler sabırla.
Her bitişin içinde saklıdır yeni bir başlangıç,
Tıpkı kışın koynunda uyuyan bahar dalları gibi.
Yorulmak da bu hayatın parçası, durulmak da,
Ama unutma ki gökyüzü her zaman orada.
Yeter ki başını kaldır ve bak o sonsuz maviliğe,
Ruhun, kendine giden yolu elbet bulacaktır sonunda.