Bir anda vefat ettiğinizi düşünün… Ölümden sonra bir bekleme anı geliyor ve size tek bir soru soruluyor:
Bir ebediyet seçeceksiniz — 65 yıllık eşiniz mi, yoksa ilk aşkınız mı?
Ve en çarpıcı kısım:
Seçtiğiniz kişiyi ve ebediyeti bir daha asla değiştiremiyorsunuz.
İşte film tam olarak bu sorunun etrafında dönüyor. Aşk, sadakat, alışkanlık, geçmiş ve “yaşanmışlık” kavramlarını çok güçlü bir şekilde sorgulatıyor. İzlerken sürekli kendinize dönüp “Ben olsaydım ne yapardım?” diye soruyorsunuz.
İlk aşkın saf ve tutkulu heyecanı mı, yoksa yılların getirdiği derin bağ ve emek mi? Film bu iki duygu arasında izleyiciyi ustalıkla sıkıştırıyor. Cevabı kolay olmayan bu ikilem, filmin etkisini uzun süre içinizde taşımanıza sebep oluyor.
Sakin ama derin, duygusal ama abartısız anlatımıyla gerçekten çok etkileyici bir filmdi. Bitince insanın içinde tatlı bir hüzün ve uzun uzun düşünme isteği bırakıyor.