Kimse eksikliğini hissetmez, eğer hayatını böylesine dramatik bir şekilde sonlandırmamış olsaydı, öldüğünü hiç kimse fark etmeyebilirdi, böylesine suskundu dünyaya karşı, böylesine yabancı, böylesine kapalıydı.
Onu tanımayanlar umursamaz ve soğuk olduğunu düşünür. Tanıyanlarsa onu yiyip bitiren o karanlık ateşten ürperir dehşete düşer. Böylece kimse dokunamaz ve yardım edemez.
Suskun kalır, beceriksizliğinden ya da tembelliğinden değil, bilakis duygularının aşırı sağlığından ve bu suskunluk, saatlerce insanların arasında otururken büründüğü bu donuk, düşünceli, ağır suskunluk, insanların onda fark ettikleri tek şeydi ve bir de aklının başka birde oluşuydu, berrak bir günün ortasında bulutlu bir havaya bürünmüş olmasıydı.
"Eksik olan" diye yazar, "bir iletişim aracı. Sahip olduğumuz tek şey bile, dil bile buna yeterli değil, ruhu resmedemiyor, bize aktardığı sadece kırık dökük parçalar. Bu yüzden, ne zaman birine içime açacak olsam dehşete benzer bir duyguya kapılıyorum."