"Sil o timsah gözyaşlarını Lilith," diye fısıldadı usulca, "sana güvenmeyi bırakalı asırlar oluyor."
Afallamıştım onun karşımdaki duruşu, yakınlığı ve sözleri karşısında. "Ne?"
Bakışları aşağılara doğru indi hiç acele etmeden. "Lilith'in gözyaşları..." diye mırıldandı dalgın dalgın..
"Uygar-"
Baş parmağıyla yanağıma doğru yol alan damlayı sildi. "Sahte çünkü gözyaşların," dedi kaşlarını çatarak..
Kızgın mıydı yoksa içten içe kırgın mı bilmiyordum, bana bakmak, bana maruz kalmak onu ne şekillerde etkiliyordu anlamıyordum ama
o benimleyken benim onunla olduğumdan fazlasını yaşıyordu. Koca bir geçmiş vardı onun karşısında, acısıyla tatlısıyla yaşanmışlıklar silsilesi... Bu yüzden frekanslarımız hiçbir zaman tutmuyordu birbiriyle. O hep daima çok geride ve ben daima çok şimdilerdeydim, şu andaydım, 'ne oluyor'daydım.
Şimdi de anlamadım onu. Sadece kızdım, hırçın, küskün bir tavırla, "Mert bana saldırdı," dedim yeniden hiç usanmadan, "bana inanmayacak mısın?"
Bu onu neredeyse eğlendirdi diyebilirdim, burnundan soluduğu nefesin ardından diğer elini kaldırdı ve çenemi kavradı. "Ben sende doğup büyüdüm ve öldüm Meira," dedi durgun dalgalar gibi kulağıma uysal çalınan sesi. "Seni senden iyi tanıyorum. Her duygunu, her düşünceni, bir sonraki hareketine kadar," işaret parmağı şakağıma kadar çıktı ve hafifçe bastırdı, "daha hiçbiri buraya düşmeden biliyorum."