Kitap okumayı çok seven,her gün yeni bilgiler öğrenmeyi, doğa gezilerinde fotoğraf çekmeyi kendine hobi haline getirmiş, bisiklet turunu, yürüyüşü ve denizde yüzmeyi hayatının merkezine koyan kendi halinde münzevi bir kitap kurdu :)
2. Çoğu spekülatif çılgınlığın yakıtı kolay para ve kolay kredidir. Bir kolay para atmosferi spekülasyonu besler. Hollanda'da, lâle soğanlan üzerinde opsiyonların yaratılışı, yatırımcılara Semper Augustus soğanı üzerinde büyük bahislere girmelerini sağlayacak kaldıraç unsurunu vermişti. 18. yüzyıl İngiltere'sinde, South Sea Company'nin daha sonra halka arz edilen bölümü "taksitle ödeme" koşullarıyla satılmıştı. Birleşik Devletler'de, %10 depozito kullanımı, 1929'da 1 milyar Dolar'dan Büyük Çöküş yılında 9 milyar Dolar'a patlamıştı.
Japonya'da mevduat faizleri %1'in altında olduğundan yatırımcılar daha yüksek getiriler peşinde dışarı çıkıp piyasada oynamaya teşvik oluyorlardı.
Kolay krediyle alınan yatırımlar büyüdükçe kreditörler gevşeyip giderek daha kolay borçlanmaya başlamışlardı (bu durumda değerleri gittikçe yükselen hisselerin teminat olarak gösterilmesi sağlam görünüyor). Kreditörler ancak fırtına başladıktan sonra muslukları kısar ve bu da yangına körükle gitmek demektir.
1. Spekülatif çılgınlıklar hemen her zaman ekonomik bir refah döneminde gelirler. Bunun sezgisel bir mantığı vardır, insanların yalnızca bu refah dönemlerinde spekülasyona ayıracak paraları bulunur. 17. yüzyıl Hollanda'sı finansal bir dünya gücüydü. Aynı şey 1920'lerin Birleşik Devletler'i ve 1980'lerin Japonya'sı için de geçerli. Her defasında, ülkenin genel yaşam standardı hatırı sayılır bir düzeyde yükselmiş, bireysel tasarruflar şişmiş, iş dışı harcanan zaman artmış ve bunlar da ana ekonomik girişimlerden gelen kârları yeniden dolaşıma sokmak için yeni yatırım olanaklarına gereksinim yaratmıştı.
Sadece refah spekülasyonun başladığına işaret değildir; ne de olsa refah, hisselerde, gayri menkulde, değerli madenlerde ve vergisiz bonolarda oluşacak bir boğa piyasasının önemli bir katkı maddesidir.
Japonya, güçlü bir otomobil ve elektronik ihracatçısı olarak belirmişti ve her yıl ortaya çıkan büyük ticaret fazlaları ülkeyi zengin yapmıştı. Japon halkının hayranlık duyulacak nitelikleri olan zenginlik ve tasarruf anlayışlan, Japonya'nın hisseler, bonolar, emlâk ve yabancı şirketlere olan iştahını kabartmıştı. Bu iştah tüm bu varlıkların fiyatlarını yükseltmişti. Uzun vadeli bir çılgınlığın sonrasında, Nikkei neredeyse 40.000'e erişecekti, ama bu piyasa endeksi sonunda uzun yıllar sürecek bir ayı piyasasına dönüştü ve 14.000'e düştü. Çöküş, kendi başına çılgınlığın bir parçası olan emlak piyasasını ve banka sektörünü de yanına çekti. Bu kitabı yazarken, ülkenin ekonomisi hâlâ toparlanmamıştı.
Ama karşıtlar, hisselerin, bonoların, emlağın veya diğer yatırım araçlarının gerçek değerlerinden çok daha yukarılara çıktığı çılgınlıklardan uzak durmalıdırlar. Çılgınlıklar, piyasanın zıvanadan çıktığı ve sonundaki patlayış veya çöküşünün yıllarca çalışarak biriktirdiğiniz paraları bir çırpıda yok ettiği heyecan dolu deliliklerdir, insanların yaptığı budalalıkların hikayelerini okuyup o deneyimle aklı başına gelmemek ve uslanmamak olanak dışıdır.
Karşıtlar, bir spekülatif yangında çılgınlık tohumlarının atılışını da görürler. Yâni, onlara lâle soğanlarını veya kör yatırım havuzlarını hatırlatan bir davranış biçimi gözlemlediklerinde, bunun bir kenarda kalma ikazı olduğunu anlarlar.
Ne var ki bunu yapabilmek için, bu çılgınlıkları belirlemeyi öğrenmeliyiz. Üstelik Lâle Deliliğini, 1929 Çöküşünü, Etkili Elliler'in yıkılışını, Japonya emlak ve hisse senedi piyasalarının mahvoluşunu inceledikten sonra, bir çılgınlıkla sağlam bir boğa piyasası arasındaki farkı anlamanıza yardım edecek ipuçları sunacağız.
Bir deliliğin belirtilerinden biri de, fiyatlar dimdik çıkmaya başladığında, yatırımcılann da buna ayak uydurmasıdır. Bir piyasa tepesine yaklaşıldığında herkes partinin sonsuza dek süreceğine inanır.
Lâle Deliliği'nden alınacak birçok ders var. Peki ama kimse bunlara kulak astı mı? Gördüğümüz gibi, Hollandalı'lar lâle soğanı spekülasyonuyla kendilerini finansal çöküşe sürüklediler. Ve bunu yaparken imparatorluklarını İngiliz ve Fransızlar'a kaptırdılar. Bunu yapmasalardı, Wall Street'in dili Flemenkçe olabilirdi. Bunun yerine, Yeni Dünya için yapılan amansız mücadeleyi İngilizler kazandı.