Denize nazır yapılan bir inşa düşünün... Ama o cepheye bir delik bile açılmamıştır, denizi görmez bile. Karadeniz'in bir yerinde bulunan Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nin fiziki durumu işte böyle, peki içindekiler?
Kurucusundan, mimarına, hasta bakıcısına, hastalarına, doktorlarına, onların eşlerine, hatta alışveriş yaptıkları pasajdaki esnafa kadar karakter skalası o kadar geniş ki. Ama onca karakteri karıştırmadan bitirmek mümkün.
Ayfer Tunç olunca bizden hikayeler yine yoğunlukta olsa da farklı ülkelerden ortak bir kadere boğun eğmiş birçok insanı da anlatmış bu kitapta. Kurgu ama ne kurgu!
Peki bu kadar karakter, siyasetten, kültüre kadar birçok konuyu nasıl anlatmış yazar? Öykülerle. Hem de öyküleri öyle bir bağlamış ki bu niye anlatıldı demek yerine, eee n'oldu merakıyla devam ediyorsunuz.
Çok güldüğüm yer oldu, ruhumda burukluklar bırakan kısımlar da... Sondaysa hem öyle bitmesine hem de 7 günde bitirdiğim-alıştığım yol arkadaşıma veda ettiğim için ağlamak istedim.
Saymadım ama 350-400 arasında karakter sayısı olduğu söyleniyor. Arka tarafta 12-13 sayfalık dizin mevcut, karakterlerin hangi sayfada geçtiğini bile yazıyor. Okuma sırasında da kitaba yeni giren karakter, onu tanımlayan bir sıfatla beraber koyu puntolu olarak yazılmış, dikkat çekiyor.
Öyküler birbirine bağlandığı için bölümler halinde oturup okumak pek mümkün olmadı, zaten tam kalkıcakken konu konuyu* açar misali Ayfer Hanım anlattı, ben dinledim olayları. Tavsiyem zamanınızın olduğu süreçte bu kitaba başlamanız, ara verdiğinizde kişileri unutmak hevesinizi kaçırabilir.
Ben çok sevdim, size de iyi okumalar -.-