Yüreğimdeki kabuğu kırdıktan sonra bir anda her şey benim olmuştu, kendimi bırakmamın, kendimi armağan etmenin sevinci içimde kabarıyordu. Birilerini sevindirmenin ve bundan sevinç duymanın ne kadar kolay olduğunu hissediyordum.
Belki de bunu en iyi bir benzetmeyle anlatabilirim: Gürültüyle, duygularla, seslerle aşırı dolmuş olduğumu söylerken, bir an sonra aksını kırabilecek bir basınçtan kurtulmak için tüm çarklarıyla delicesine dönen bir makine gibi aşırı ısınmış olduğumu kastediyorum.
Viyana kenti, başka hiçbir kentte mümkün olmayacak biçimde gezintilere çıkmayı, hiçbir şey yapmadan izlemeyi, şık giyinmeyi neredeyse sanatsal anlamda bir bütünlenme, bir yaşam biçimi haline getirdiğinden bana gerçek bir uğraş edinme niyetimi tümüyle unutturdu.
Muhteşem bir kitap. Aynı satranç kitabında olduğu gibi ince bir kitapla çok kalın bir romanın anlattığı felsefi derinliği verebilen nadir yazarlardan birisi galiba Stefan Zweig. İçinde birçok betimlemeler, duygular barındıran bu kitabı okuyun, okutturun.