Vatanını terk etmek zorunda kalan bir karakter şöyle diyordu,
... Celalabat'in şeker kamışı tarlalarını, Paghman bahçelerini özlüyordu. Evine girip çıkan insanları , Şor pazarının tıklım tıklım geçitlerinde yürümeyi, onu, babasını ve buyukbabasını tanıyan, onunla ortak ataları bulunan
, geçmişi onunkiyle örtüşen insanlarla selamlaşmayı özlüyordu.
Her ne kadar durumlarımız farklı olsa da, 2 yıldır yurtdışında oldugumu yüzüme vurdu bu cümleler. Bir şeylerimin dışındayım dedim, kendi kendime.
Nevizade de yürümeyi, Beşiktaş'a inmeyi, mahalleme girdigim de beni, babamı, belki de dedelerimi tanıyan insanlarla ile göz göze gelip, selamlaşmayı özlediğimi düşündüm...
Sanırım bu kitap bitene kadar, bu tarz duygu durumları çokça yaşayacağım, gerçekten akıcı, içine çeken bir hikaye...