Olgunlaşmamış sevgi, " seni seviyorum çünkü sana ihtiyacım var" der. Olgunlaşmış sevginin söylediği ise " Sana ihtiyacım var çünkü seni seviyorum" dur.
Annenin koşulsuz sevgisinin bir de olumsuz yanı vardır. Bu olumsuzluk onun sadece hak edilmeyi gerektirmemesinde değildir; o aynı zamanda elde edilemez, üretilemez, denetlenemezdir de. Eğer duruyorsa orada, varsa anne sevgisi, bir nimettir o; eğer yitmişse durduğu yerden, yaşamın tüm güzellikleri de yitmiştir onunla, onu yaratmak için hiçbir şey gelmez elden.
Maddeler dünyasında vermek, zengin olmak anlamına gelmektedir. Çok şeyi olan değil, çok veren zengindir. Bir şeyi yitirmekten korkan istifçi, ne kadar çok şeyi olursa olsun, ruhbilim dilinde yoksul ve yoksun bir kişidir. Ancak kendinden bir şeyler verebilen kişi zengindir.
İnsan "dokuzdan beşe" çalışan biri olarak işgücünün ya da yöneticiler ve şeflerin bürokratik gücünün bir parçası olmuştur. Çok az insiyatife sahiptir. Görevleri, işin yönetmeliği ile çizilmiştir. Basamağın üstündekilerle altındakiler arasında çok az bir fark vardır. Hepsi, yönetmeliğin yapının tümü için belirlediği işi, belirlenen hız ve belirlenen tarzda yapar. Hatta duygular bile tanımlanmıştır: neşe, hoşgörü, güven, tutku ve hiç kimseyle çatışmadan herkesle geçinebilme yetisi. Eğlence de bu denli zorlayıcı bir yolla olmasa bile, benzer şekilde düzenlenmiştir. Okunacak kitaplar kitap kulübünce seçilir. Filmler, yapımcılarla sinema sahipleri tarafından verilen ilanlarla saptanır. Geride kalanlarsa hep tek düzedir: arabayla pazar gezintisi, televizyon programları, kağıt oyunları ve toplantılar. Doğumdan ölüme, pazartesiden pazartesiye, sabahtan akşama tüm faaliyetler düzenlenmiş, bir örnek hale getirilmiştir. Böylesi bir düzenin ağına düşen kişi insan olduğunu, tek bir birey olduğumu nasıl hatırlar? Düş kırıklığıyla, üzüntüyle, sevgi özlemi, hiçlik ve ayrı olma korkusuyla doluyken yaşama şansına bir kez sahip olduğunu nasıl aklına getirebilir?