Aslında hepimiz dağılıp gideceğiz, dedim, sen de ben de, hepimiz. Hiçbirimiz kendimize ait yerlerde gezinmiyoruz.
Birbirimize nasıl bakacağımızı bilmediğimiz için. Hiçbirimiz basit, yalınkat görmüyoruz kendimizi de, başkalarını da. Kendimizde ve onlarda olmayan nitelikleri yakıştırarak bakıyoruz. Sonra bir gün gerçekle karşılaşınca düş kırıklığı.. bundan dağılıyoruz.
Şimdiyse şehir dört bir yana dal budak salıyordu. Şehir genişleyip büyüdükçe herkes bir şeylerin iyiye doğru gittiği vehmini taşıyordu. Oysa bunlar için savaşılmamıştı. Bunlar için savaşmayı kimse düşünmemişti, düşülmezdi de. Ama savaşarak neyi ortadan kaldırmak istemişlerse, savaştan sonra o gelmişti.
Gününü değerlendirmeye bakacaksın.. günün nasıl değerlenir, bak anlatayım: şimdi ömrünü bitmiş say, ömrün bitmiş de sen yalvarmış, yakarmışsın, sana gözyaşların için cabadan bir gün daha vermişler.. işte şu anda da o bir tek son günün içinde bulunuyorsun.. işte o son günde ne yapacaksan her gün onu yapacaksın.