Adavet ve muhabbet (düşmanlık ve sevgi), nur ve zulmet (ışık ve karanlık) gibi zıttırlar. İkisi manayı hakikisinde olarak (gerçek manada) cem olamazlar (bir araya gelemezler).
Hayat veren yalnız odur. Öyle ise her şeyin Hâlık'ı dahi yalnız odur. Çünkü kâinatın ruhu, nuru, mâyesi, esası, neticesi, hülâsası hayattır. Hayatı veren kim ise bütün kâinatın Hâlık'ı da odur. Hayatı veren elbette odur, Hayy u Kayyum'dur.
(Mektubat, Risale-i Nur)
“Uğrunda ölünceye kadar kelimelerimiz, ruhu ve canlılığı olmayan plastik oyuncaklar gibi kalacaklardır. Ne zaman ki uğrunda ölürsek,o zaman kendilerine ruh üflenir ve hayat bulur."
Bana göre bir mücahid, esir düştüğü vakit, düşmana karşı vermiş olduğu amansız mücadelesini devam ettirmelidir. Bunu da ya yazarak, ya konuşarak ya da başka bir metot benímseyerek devam ettirmelidir. Benim yola çıkarkenki şiarım, "Eğer direnişe silahla destek olamazsam; kalemim ve mürekkebim direniş ve mukavemet yolunda silahımdır!" olmuştur.