Benim gibi, gerçek bir deli olduğunu iddia eden, bir Pisagor kesinliğiyle yaşayan birinin var olması olanaksızdı. Sonunda işler olacağına vardı: Dali, Nietzsche'nin güç isteminden aldığı esinle her tür ahlaki ve estetik ksııtlamaya karşı çıkan saf Gerçeküstücü, her deneyin hiçbir kesinti olmaksızın sonuna kadar götürülebileceğini savundu.
Aldığım ilk Nietzsche dozu beni derinden sarsmıştı. Açıkça 'Tanrı öldü' diye bağırma cüretini göstermişti: Neee? Tanrının olmadığını öğreneli çok olmamıştı ki birisi çıkıp öldüğünü ilan ediyordu. İçimde ilk kuşku uyanmıştı.
İlk öğretmenim Don Estaban Trayter, bir yıl boyunca Tanrı'nın var olmadığını yineleyip dururdu. Tartışmasız bir edayla dinin ''kadınların işi'' olduğunu da eklerdi.
Hiçbir zaman sıradan bir öğrenci olamadım. Ya eğitilmesi tamamıyla olanaksız görünüp budala izlenimi verirdim ya da ödevime herkesi şaşırtan bir coşku ve istekle, kararlılıkla sarılırdım.