Zygmunt Bauman ve Stanislaw Obirek’in Tanrıya ve İnsana dair kitabı okumaya başlamadan önce sosyoloji ve din üzerine derinlemesine bilginiz olmasını zorunlu kılıyor. Kitap içerisindeki birçok kavramın anlamını bilmeden kitabı okuman boşa kürek çekmeye benziyor. Bende bu kitabı okurken yavaş ve kavramların anlamlarını öğrenmeden ilerlemenin doğru olmayacağını düşündüğüm için, sık sık kavramları öğrenmeye çalıştım.
Kitap Zygmunt Bauman ile Stanislaw Obirek’in karşılıklı diyaloğu şeklinde geçmektedir. Diyalog din, dinin özgürlük üzerinde etkisi, toplumların değişen din anlayışı, ahlak, etik değerler, farklılıkların kabulü gibi konuların üzerinde durmaktadır.
Bir sosyolog olan Zygmunt Bauman modernitenin bireyin özgürlüğü üzerine getirdiği baskı üzerinde dururken, Teolog Stanislaw Obirek ise birey, toplum – din ilişkisi üzerinde durmuştur. Ana tema belirsizlik üzerine kurulmuş bireylerin ve toplumların belirsizliği üzerine eleştirel bir bakış açısı vardır. Obirek dinin bireye rehberlik edebileceğini savunuyor Bauman ise özgürlük üzerine durmuş ve birey üzerinde özgürlüğün güvenlik kaygısını arttırabileceğini savunuyor.
Kitaptan yaptığım diğer bir çıkarım ise Bauman Prometeus, (Yunan mitolojisinde Titanlar sorundan gelen ve insanlığa ateşi kazandıran bir figürdür. Adı “Önceden gören” anlamına gelir Mitolojiye göre, Prometeus insanları çamurdan yaratmış ve onlara bilgi, teknoloji ve uygarlık getirmiştir.) tanrıların sırlarını çalmış ve bunları insanlığa ifşa etmiştir. Böylelikle Tanrının gizemliliği ortadan kalkmıştır. Bauman kitabın bir çok yerinde tanrının varlığını yok saymasa da onun bir çok özelliğini insana yüklemeye çalışmıştır. “Tanrı insanların yetersizliğidir” sözü ile Bauman insanların eksikliklerini Tanrının kapattığını vurgulayarak Tanrı’nın varlığını kabul