“Beni seviyorsun Züleyha! Ah, söyle, söyle!..”
“Seni seviyorum Yermak,” diye fısıldadı Züleyha.
“Ey gökyüzü, ey yeryüzü, teşekkürler size!
Mutluyum!.. Coşkun ruhumun gençlik çağından beri
aradığı her şeyi, her şeyi verdiniz bana. Rehber
yıldızım sen getirdin beni buraya; bak sen beni ne
için getirmişsin buraya, ey Çobanyıldızı! Bütün
dünyaya göstereceğim Züleyha’mı ve insanlar, o
kudurmuş canavarlar cesaret edemeyecek beni
suçlamaya! Ah, keşke onun zarif ruhunun bu gizli
acılarını anlayabilselerdi, keşke benim Züleyha’mın
tek bir gözyaşında bütün bir şiiri görebilselerdi! Ah,
izin ver öpücüklerle kurutayım o gözyaşını, izin ver
içeyim onu, bu ilahî... bu doğaüstü gözyaşını!”
“Yermak!” dedi Züleyha, “Dünya kötü, insanlar
adaletsiz! Kovacaklar bizi, yargılayacaklar bizi sevgili
Yermak’ım! Sibirya’nın karları arasında yetişmiş
zavallı bir genç kız ne yapacak senin babanın
yurdunda, sizin soğuk, dondurucu, ruhsuz, onurlu
dünyanızda? İnsanlar istemeyecek beni, canımın içi,
sevgilim benim!”